MEDYA

HABERLER

GİZLİ KLİPLER

KADIN VE GÜZELLİK

BABACAN

VİDEO

SAĞLIK BLOG


SPOR

MODA

SAĞLIK

MAGAZİN

TATİL GEZİ

DEDE TORUN


12/5/2008

AB'yi asıl istemeyen AKP tabanı

Prof. Sencer Ayata, "Mitinglerdeki ağırlıklı eğilim, AB kuşkuculuğu. AB karşıtlığı ayrı şey. AB taraftarlığı daha ziyade AKP siyasi ve ekonomik elitleri arasında yaygın. Araştırmalar, AB'ye en düşük taraftarlığın AKP ve MHP tabanında olduğunu gösteriyor" diyore

Soru Cevap - Devrim Sevimay

ODTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sencer Ayata'yla mitingcilerin ve yeni orta sınıfın profili üzerine yaptığımız söyleşiye kaldığımız yerden devam ediyoruz:

Bir türlü karar verilemedi; mitingciler AB karşıtı mıydı, değil miydi?
AB karşıtları da bulunmakla birlikte kanımca mitinglerdeki ağırlıklı eğilim "AB kuşkuculuğu" idi. AB kuşkuculuğu ile AB karşıtlığı ayrı şeylerdir. Avrupa'da da AB taraftarlığı kadar, hatta yer yer ondan daha yaygın olan AB kuşkuculuğudur. Bu ülkelerde çok yaygın bir söylem Brüksel eleştirisidir. "Bir avuç bürokratın esiri mi olacağız?" denir.
Biz ise AB'den gelen mesajların biraz ince elenip sık dokunmasına pek sabır göstermiyoruz. Kuşkuculuktan hemen "milliyetçilik hortlaması" çıkarmak abartılı oluyor.

Yalnız bunun adı sadece bir "AB kuşkuculuğu" olsa bile ortada bir gariplik var: Cumhuriyet mitingine gidenlerin çoğu yaşam tarzları bakımından bir Avrupalı gibi görünüyor, ama AB'ye karşı kuşkulu. Oysa, örneğin, Erzurum mitingine gidenler, Batı'nın kültürel değerlerini benimsemiyor, fakat AB fikrine daha sıcak. Şimdi burada acaba kürsülerde mi bir sorun var, yoksa kitlelerde mi?
Evet, bir uygarlık biçimi olarak kendisine Batı tarzını seçmiş kesimler, AB ile ilişkilere daha kuşkucu yaklaşırken, Avrupa yaşam tarzına kültürel bir korunmacılık içgüdüsüyle yaklaşan muhafazakâr kesim, ekonomik ve diplomatik alanda AB'yle daha yakın ilişki kurmak istiyor. Bu gerçekten ilginç bir durum. Ama, öncelikle şunu da belirtmemiz gerekir ki, AB taraftarlığı daha ziyade AKP siyasi ve ekonomik elitleri arasında yaygın. Araştırmalar, en düşük taraftarlığın AKP ve MHP tabanında olduğunu gösteriyor.

Bu da hangi kürsü-kitle ilişkisinde sorun olduğunu gösteriyor, ama o zaman AB neden "dansa kaldırmaya" mitingcileri seçmiyor da tam tersine önünde reveranslar yapmak için AKP'yi uygun görüyor? Çünkü, sizin de söylediğiniz gibi aslında "dans etmeyi" sevmeyen AKP tabanı?..
İşte bu çok önemli. Aynen böyle. Çünkü, şu anda Batı dünyası radikal bir İslami hareketin demokratik muhafazakâr bir siyasi partiye dönüşme sürecini izliyor. Böyle olmasını da istiyor. Özellikle 11 Eylül'den sonra bunu sadece Türkiye için değil, bütün dünya için önemli bir deneyim olarak görüyor.

Ve buna da ılımlı İslam deniyor?
Evet, bu ılımlı İslam modeli. "Türkiye'de toplumsal taban bu, ortaya çıkacak güç yapısı bu ve bizim bu güç yapısıyla ilişki kurmamız, iş yapmamız lazım" yaklaşımı da var. Yani, kazanana yakın durma. Bir üçüncü olarak, "İç politikadaki kutuplaşmalardan dolayı AKP ile daha kolay anlaşabiliriz" hesabı da var.
Çünkü, hiç değilse mitinglere kadar laik kesimin sayıca küçük, siyasi olarak etkisiz ve varlığını asker güdümünde sürdürdüğü görüşü hâkimdi. Bu nedenlerle AKP yönetimiyle oldukça iyi ilişkiler kuruldu. "Ne yapalım, laik Türkiye modeli mademki olmuyor, o halde ılımlı İslama bakalım" deniyordu.

Acaba, laik kesimin AB ve AKP'ye olan kuşkuculuğunu da bu ılımlı İslam üzerinden kurulan ilişki mi artırıyor?
Aynen, şimdi bu mitinge katılanların bir bölümü bu durumu anlamıyor: "Bizim değerlerimiz, alışkanlıklarımız, yaşam biçimimiz onlara daha yakın. Peki, ne oluyor da kültür yönünden daha uzak olduğunu bildikleri, sosyal anlamda beraber olamadıkları kimselere siyaseten daha yakın duruyorlar? Bu sadece demokrasi meselesi mi? Askerin sivil denetim altına alınması meselesi mi yalnızca? Bunu yaptıklarına göre başka çıkarları mı var?"
Bu sorular soruluyor. Ulusal refleksin iyi kavranmasında bu değerlendirme önemli olabilir sanıyorum.

'İran olmaz' söylemi

Laiklerin kaygıları, Batı'da yeteri kadar inandırıcı bulunmadı. Avrupalı aydınlar, International Herald Tribune'deki açık mektuplarında diyor ki, "Laikliğin tehdit altında olduğu abartılmıştır". Bizim İslamcı yazar ve liberal aydınlarımız da aynı fikirde. Ama mitingciler de, "Hayır, ben tehdit altındayım" diyor. Hangisini ciddiye alacağız, sizce hangisi doğru?
Tabii sorunlar ve beklentiler farklı. Dış ilişkilerde, ekonomide, temsili bir demokrasinin yürütülmesinde temel aksaklıklar yaratmayan bir İslamın tedrici olarak muhafazakârlaştırdığı bir Türkiye ile birlikte yaşama, Batılı şirketler veya hükümetler için çok büyük bir sorun teşkil etmeyebilir. Onlar soruna bu sınırlılık içinde yaklaşabilirler. Ama burada yaşayanlar için muhafazakâr bir siyasi güç tekeli altında yaşamak ciddi sorunlar yaratabilir.
Oysa soru, yanlış bir biçimde, "Türkiye İran olur mu, olmaz mı?" şeklinde formüle ediliyor. "Türkiye İran olmaz" demek kuşku ve endişeleri gidermiyor. Bunların arasında önemli sorunlar yaratacak birçok süreçten söz edilebilir. Hatta aynı ülke içinde Nişantaşı-Bodrum hattında tehdit algılamayabilirsiniz ama Sultanbeyli'de veya Trabzonun çevre semtlerinde durum bir hayli farklı olabilir.


AKP hata yapıyor

Sizce AKP, meydanlardaki bu yeni orta sınıfı doğru okuyabildi mi?
AKP, bu kesime yüz yıldır değişmeyen eskimiş bir gözlükle bakma eğiliminde. Bunları dayatmacı, halka yabancı, işe yaramaz bir seçkinci zümre olarak görüyor. Ancak, bu yaklaşım yakında ciddi sorunlar yaratır, çünkü gerçekçi değil. Kendisine karşı çıkan laik-cumhuriyetçi kesim sanıldığı gibi sayıca küçük, toplum dışı ve asalak değil.
Ekonomik gelişme hızlandıkça tersine, esas bu kesim sayıca büyüyor. AKP, ekonomiyi büyüttükçe, bu kesimi de büyütmüş oluyor. Yeni değerlerin ve yaşam biçimlerinin taşıyıcıları oldukları için etkinlikleri fazla. Hatta, yaşam tarzı olarak AKP elitleri giderek daha fazla bu kesimleri örnek alıyor.
Bu kesim katma değeri en yüksek sektörlerde bulunuyor. Türkiye'nin vasıflı işgücünün önemli bir bölümünü oluşturan bu yeni orta sınıflar, adına "çağdaş yaşam biçimi" dediği bir yaşam biçimini sürdürmekte ısrarlı. Bu kesimle sürekli çatışma halinde olan bir iktidar, ekonomik gelişme için de elzem olan siyasi iktidarı sağlamakta ciddi olarak zorlanabilir.





'Yeni' sınıfın 3 eksiği

"Ben, yeni orta sınıfın siyasete tam bir yenilik getirmesi konusunda çok aceleci olmamak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kanımca birkaç temel kısıtlılık söz konusu:
1- Örgütlenme bakımından zayıf.
2- Yeni orta sınıflar, biraz ben merkezli, aile merkezli. Daha paylaşımcı olmaları ve kendi dışındaki toplum kesimlerini, özellikle zor durumda olanlarla daha yakın ilişki kurma yollarını geliştirmeleri gerekir.
3- Tüketim ve yeni yaşam biçimleri geliştirmede başarılılar, ama dünyayı daha iyi öğrenme, daha yenilikçi ve daha yaratıcı olabilme konusunda daha çok çaba göstermeleri lazım.
Yani, yeni orta sınıf, sadece sayısal çoğalma değil, niteliksel değişiklikler de yapabilirse Türkiye'de siyasetin yapısı ve Türkiye'nin siyasi kültürü o zaman önemli ölçüde değişir. Hatta bölgedeki ve dünyadaki rolü ve konumu da..."



Yeni orta sınıf dengeleri sarstı

"Yeni orta sınıfın siyaset sahnesinde görünmesi, iş dünyasının kurduğu bazı dengeleri de sarstı. Eğer mitinglere katılan vasıflı işgücü sistemden rahatsız olursa siyasi istikrarı sağlamak zorlaşır. Hatta, ekonomide ciddi üretkenlik ve verimlilik sorunları yaşanabilir. Oysaki, iş dünyası ekonomiyi büyüttüğü ve AB reformları konusunda gerekli adımları attığı ölçüde hükümetle iyi geçindi. Ama, siyasi ve kültürel bakımdan paylaşımlar oldukça azdı. Şimdi, mitingler bu dengeleri hangi yönde etkiler; onu beklemek gerekir. Ama medya üzerindeki etki daha çarpıcı oldu. Medya dünyası, varlıklılar ile varoşlular denilen kesim dışında büyük bir kitlenin var olduğunu, bu olaylar sonucu keşfetti. Bu geç fark etmede, siyasi olaylara yalnızca asker sivil ilişkisi cephesinden bakmanın da etkisi vardı."
milliyet,
BİTTİ

12/5/2008

Baykal zehir gibi konuştu

Meclis Genel Kurulu’ndaki oturumda Baykal, çok sert konuştu:




İktidarların seçimden çıkmış olması demokrasiyi güvencealtına almaya yetmez

Dokunulmazlık zırhına saklanan başbakanlar, bakanlar demokrasilerde yoktur

İktidar olanakları ile kendi yakınlarına ihale ayarlamak, demokrasilerde yoktur

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal , TBMM’nin 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk bayramı nedeniyle gerçekleştirdiği özel oturumda, AKP hükümetini hedef aldı. Ağır sözler kullanan Baykal konuşması AKP’li vekilleri tarafından yuhalandı. AKP’lilerin Baykal’a yönelik protestosu CHP’liler tarafından tepki ile karşılandı. Baykal’ın konuşması şöyle:


Demokrasilerde neler yok?: İktidarların seçimden çıkmış olması, demokrasiyi güvence altına almaya yetmez. Dokunulmazlık zırhının arkasına saklanan başbakanlar, bakanlar, milletvekilleri demokrasilerde yoktur. Kendi suçları için af çıkaran bakanlar, milletvekilleri demokrasilerde yoktur. İktidar olanakları ile kendi yakınlarına ihale ayarlamak, demokrasilerde yoktur. İktidar olanakları ile devlet bankalarını kullanarak yakınlarınıza yandaş medya satın almak demokrasilerde yoktur. Anayasanın temel ilkelerini dini temellerde yeniden yorumlayacağız diyenlere devletin en önemli görevlerini vermek, demokrasilerde yoktur. Devletin önemli yönetim birimlerini cemaate teslim etmek demokrasilerde yoktur. Derslerde cihat çağrıları yapan, öğrencilerinin beynini yıkayan kadrolaşma anlayışına Milli Eğitim Bakanlığı’nı teslim eden zihniyete demokrasilerde yer yoktur.


Yargıya baskı yapanlar var

Saygısızlık: Bu devleti kuranlar, en güç koşullarda bile yabancıların hakimiyetine girmeyi kabul etmemişler. İmparatorluğun son yıllarında da yabancıların baskılarına boyun eğmeye razı olanlar vardı. Onlara karşı Atatürk ve yüce meclisimiz inançla direnmeyi bilmiştir. Ne yazık ki değerli arkadaşlarım, bugün de milli egemenliğimize, bağımsızlığımıza saygı göstermeyen bazı yabancı çevrelerin, kendi iradelerini Türkiye’ye dayatmaya çalıştıklarını örnekleriyle görüyoruz. Türkiye’nin bağımsızlığının en güçlü teminatlarından biri olan yüksek yargı organlarımıza baskı yapmaya yeltenenler vardır. Daha da vahimi, bu dış baskıları tahrik ve teşvik eden bazı çevreler de vardır. Bunları şiddetle kınıyoruz.


İşbirlikçi değiliz: Egemenliğimiz, işbirlikçi teslimiyetçi değildir, millidir. Egemenliğimiz dine dayalı değildir, laiktir. Siyasi iktidarların meşruiyetinin temeli anayasa ve hukuktur. Demokrasilerde hiçbir iktidarın kendi meşruiyeti ile ilgili tartışmaları, yeni bir anayasa yaparak ortadan kaldırması mümkün değil. Denetimsiz iktidar, demokratik değildir, meşru değildir. Siyasi meşruiyetin kaynağı, anayasadır, hukuktur. Anayasa ve hukuk zafiyetleri, oy oranları ile kapatılamaz.

9/5/2008

‘Menderes’i herkes biliyor Başol’u kim hatırlı

BaŞbakan Erdoğan, AKP’li vekillerle kapatma davasını değerlendirmeye devam ediyor. Erdoğan dün de bir grup milletvekiliyle bir araya geldi. Toplantıda şu diyaloglar yaşandı:
MENDERES-BAŞOL ÖRNEĞİ: Edinilen bilgilere göre toplantıda bir milletvekili, geçen yıl yaşanan 367 ve Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmaları sırasında yaptırılan “Demokrasinin yıldızları” kampanyasını hatırlattı. Milletvekili “Bu kampanya büyük ilgi gördü, benzeri bir kampanya yine yapılsın” önerisinde bulununca Başbakan buna karşı çıktı. Erdoğan “Dava sürecinde bu tür kampanyalar düşünmüyoruz, yapmayacağız. Menderes’i herkes biliyor, Salim Başol’u (Menderes’i idam eden mahkeme heyetinin başkanı) kim hatırlıyor” dedi.

NİYE ERKEN VERİLDİ?: Bazı milletvekilleri Anayasa Mahkemesi’ne ön savunmanın erken verilmesini gündeme getirerek, “Neden ek süre istenmedi?” diye sordu. Başbakan, savunma çalışmalarını bitirdiklerini ve ek süre istenmesi için bir neden olmadığını ifade etti. Erdoğan, “Dava sürecini kısa tutmak istiyoruz” derken, sürece ilişkin takvim verdi. Erdoğan, 2 aylık süre içinde dosyanın raportöre verilecek hale geleceğini belirtti.

EKONOMİK ADIMLAR: Ali Bayramoğlu ve Abdülkadir Akgöl, ekonomik durgunluğa işaret ederek psikolojik rahatlık sağlayacak adımlar atılmasını istedi.  vatan

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı